DİHA - Dicle Haber Ajansı

Çalışma Yaşamı

Soma'dan bugüne madenlerde değişen bir şey yok

 
11 Mayıs
09:20 2016

CİHAN BAŞAKÇIOĞLU

MANİSA (DİHA)
- Manisa'nın Soma ilçesinde 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma katliamının üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen, devletin neo-liberal politikaları nedeniyle madenlerde iş güvenliğinden yoksunluk, taşeron çalışma sistemi ve üretim zorlaması gibi ölümlere sebebiyet veren nedenler halen durduğu yerde. 2015 yılında 73, 2016 yılının ilk dört ayında ise 20 madencinin yaşamını yitirdiği Türkiye'de, istatistiklere göre devletin yanlış madencilik politikaları nedeniyle aslında her üç yılda bir Soma faciası yaşanıyor. Maden Kanunu ve İş Güvenliği Kanunu değişmediği müddetçe ölümlerin önüne geçilemeyeceğini söyleyen uzmanlara göre ise yeni ölümler kapıda.

Her yıl ortalama 2 bine yakın işçinin yaşamını yitirdiği Türkiye'de, iş cinayetlerinin en çok yaşandığı alanların başında maden sektörü geliyor. Madenlerdeki iş güvenliğinden yoksunluk, patronların kar hırsı ve devletin sermaye desteğiyle işçiler köle gibi çalıştırılırken, bu koşullar nedeniyle ise bugüne kadar binlerce madenci iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Yaşam odası olmayan, oksijenin düşük, gaz değerlerinin ise yüksek olduğu madenlerde çalıştırılan işçiler, halen ölümle burun buruna çalışmaya devam ederken, geçmişte Zonguldak ve Ermenek'te de yaşanan maden facialarının en büyüğü ise Soma'da gerçekleşti.

2014 yılının Mayıs ayında yaşanan ve 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma katliamı, aynı zamanda dünya üzerinde aynı anda en çok madencinin yaşamını yitirdiği "maden kazası" olarak da kayıtlara geçti.

3 Mayıs 2014'te, Alp Gürkan'ın sahibi olduğu Soma Holding'e bağlı Soma Kömür İşletmeleri Anonim Şirketi'nde akşam saatlerinde çıkan yangında, 301 işçi yaşamını yitirdi, 162'si yaralandı. Eynez'de de neredeyse tüm madenlerde olduğu gibi yaşam odası yoktu, iş güvenliği eksikti ve üretim zorlaması had safhadaydı.

Rödovans sistemi, dayıbaşı, taşeron ve üretim zorlamasının işçileri canından bezdirdiği madende, yaşanan facia ile birlikte neredeyse Soma ve civar köylerden her haneden bir kişi yaşamını yitirdi. Öyle ki Soma ve Manisa'da bulunan hastanelerdeki morglar yetersiz kalınca, cenazeler soğuk hava depolarında üst üste bekletildi. Yine Manisa ve çevre illerden çok sayıda marangoz, yaşamını yitirenler için günlerce tabut üretti.

Facianın siyasi sorumlusu olan AKP Hükümeti ise, olayı "fıtrat" olarak tanımlayıp, can verenlere "rahmet dilemekle" yetindi.

Hükümetin payı ve yanlış madencilik politikaları katliama sebep

Soma'da 301 işçinin ölümü ile sonuçlanan facianın ardından facia sebepleri üzerinden halen tartışmalar sürerken madenlerdeki özelleştirme, taşeronlaştırma, rödovans, örgütsüzleştirme, sendikasızlaştırma, köleci çalışma sistemi facianın asıl belirleyici sebepleri olarak öne çıkıyor.

Özellikle AKP iktidarı döneminde uygulanan politikalarla üretim; teknik bilgi ve alt yapı olarak yetersiz, deneyimi ve deneyimli uzmanı bulunmayan kişi ve şirketlere bırakıldı. Kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması iş cinayetlerinin Soma'da olduğu gibi birçok iş kolunda katliama dönüşmesini beraberinde getirdi.

İstatistiklere göre her 3 yılda bir Soma yaşanıyor.

Facianın ikinci yıl dönümü yaklaşırken, Türkiye'deki madenlerde neredeyse tablo aynı. Devlet ve devlet destekli sermaye 301 madencinin yaşamını yitirdiği faciadan ders çıkarmadı.

Taşeron çalışma sistemi, iş güvenliğinden yoksunluk, üretim zorlaması, yanlış madencilik politikaları ve daha birçok nedenle 2015 yılında meydana gelen 99 iş kazasında, 73 madenci yaşamını yitirdi, 92 madenci ise yaralandı. 2016 yılının ilk 4 ayında ise verilere göre, 30 işçi yaşamını yitirdi. Yaşanan kaza ve ölümlere rakamlar üzerinden bakıldığında ise, devletin neo-liberal politikalarla birlikte yanlış madencilik uygulamalarının aslında her üç yılda bir Soma faciasına yol açtığı anlaşılıyor.

Faciada yaşamını yitirenlerin üç katı kadar madenci ölüme yürüyor!

Geçtiğimiz günlerde TMMOB ve TTB'nin açıkladığı ortak raporda da yaşanan faciadan bu yana, madenlerdeki kara tablonun daha kötüye gittiğini gösterdi. Raporda, 900 maden işçisinin halen aynı bölgede aynı tehlikelerle karşı karşıya olduğu vurgulandı. Maden ocaklarında yaşanan faciaların önceden öngörülebileceği, önlenebileceği ve gerekli önlemlerin alınabileceğinin belirtildiği raporda, sistemsel hatalar ve uygulamalar ile facianın yaşandığının altı çizildi.

Hazırlanan raporun en önemli noktası ise, meslek hastalıklarını belirleme ve önleme yönünden sistematik ve sürdürülebilir hiçbir faaliyeti olmayan Soma Eynez Madeni'nde 900 dolayında gizli tutulmuş pnömokonyoz vakası (çeşitli tozların ya da kimyasal maddelerin uzun süre solunmasıyla ortaya çıkan akciğer hastalıklarının ortak adı) olabileceğine dikkat çekilmiş olması.

'Günde en az 10 işçi kazalanıyor'

Soma bölgesinin Türkiye'nin diğer bölgelerinden bir farkı olmadığını, hatta şu an daha kötü durumda olduğunu söyleyen Dev Maden-Sen Genel Merkez Yöneticisi Aydın Tepe'ye göre, madenlerdeki çalışma şartları bugün eskisinden de çok daha kötü.

İktidar yanlılarının Soma bölgesinde çok rahat işe girebildiğini söyleyen Tepe, muhalif kesimlere ise nefes aldırılmadığını ifade etti. İşçilerin işsiz kalma korkusuyla sendikalı olmaya dahi yanaşmadıklarını söyleyen Tepe, işçilerin güvencesiz ve iş güvenliğinden yoksun koşullarda çalıştırıldığını belirtti. Yine facia sonrasında madenlerde güvenlik önlemlerinde herhangi bir gelişme olmadığını kaydeden Tepe, "Hiçbir gelişme olmadı. Önceden birçok ocak olduğu için işveren baskı uygulayamıyordu. Şimdi Soma'da üretim yapan 2 veya 3 ocak var. İnsanlar öyle bir üretime zorluyorlar. Acayip derecede üretim zorlaması var. En büyük etken üretim baskısıdır. İnsanın soluk almaya vakti olmuyor. Fazla iş yapacağım diye iş güvenliği atlanıyor. Günlük en az 10 arkadaşımız yaralanıyor. Bu da üretim baskısından kaynaklanıyor. Sermaye sınıfının iş sağlığı ve güvenliği umurunda değil" dedi.

'Uygulamaya geçen somut bir durum söz konusu değil'

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Şube Başkanı Aykut Akdemir da madenlerde halen birçok tehlikenin söz konusu olduğunu ifade etti. Akdemir'e göre, Maden Kanunu ve İş güvenliği Kanunu birlikte tekrar değerlendirilmediği müddetçe bu durumun değişmesine mümkün değil.

Türkiye'nin enerji politikasından çok da bağımsız bir durum olmadığını ve Atex sürecinin dahi tamamlanmadığını ifade eden Akdemir, kazanın nedenine dair net bir veri olmasa da alev yürütmez bant uygulamasının engellendiğini belirtti. Hükümetin veya mevcut sermayenin kanunu uygulama gibi bir kaygısı olmadığını söyleyen Akdemir, birçok kanunda iyileştirilmeler yapılmasına rağmen uygulamaya geçen somut bir durum söz konusu olmadığını ifade etti.

Yeni katliamlar kapıda!

Halen madenlerde birçok tehlikeli durum olduğunun altını çizen Akdemir, "Madenlerdeki bu durumun değişme ihtimali yok. Madenlerde hala birçok Soma bizi bekliyor. Türkiye'de birçok yeraltı işletmesi var hepsinde her şey olabilir şu an. O işletmelerde an itibariyle bir şey olmuyorsa bu her şeyin güllük gülistanlık olduğu anlamına gelmiyor. O riski halen taşıyoruz ve halen madenlerde alev yürümez nitelikte olmayan malzemeler kullanılıyor. ATEX belgesi olmayan malzemeler kullanılıyor. Maden kanunu ve İş Güvenliği Kanunu'ndaki değişiklikler yeterli değildir. Yapılan değişikliklerde uygulanmamaktadır" dedi.

İşçilerin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması konusunda sendikalı olmalarının ve örgütlenmelerinin de önemine dikkat çeken, Akdemir son olarak 13 Mayıs'ta orda olacaklarını ve arkadaşlarını anacaklarını belirterek, bu katliamı unutmamak ve unutturmamak için ellerinden geleni yapacaklarını vurguladı.

(sç/öç)



Paylaş

EN ÇOK OKUNANLAR