Erdoğan'ın 'homoekonomikus' özellikleri
DENİZ NAZLIM
ANKARA (DİHA) - Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı'nda "Biz homoekonomikus değiliz. Biz insana makine gibi ham madde, sermaye gibi salt bir üretim aracı olarak bakmayız, bakamayız" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, siyasi hayatı boyunca bu kez de yaptıkları ile söyledikleri uyuşmadı. Erdoğan'ın bu söylemlerine karşı AKP döneminde, insanı değil de kârı merkeze koyan ekonomik model yüzünden en az 17 bin işçi yaşamını yitirdi. Sağlık başta olmak üzere eğitim, barınma ve ulaşım gibi alanlarda insan merkezli anlayış ortadan kalktı, piyasa kontrolünde kar odaklı anlayış hakim kılındı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde 8'inci Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı'nda kullandığı "homoekonomikus" ifadesi ilgi gördü. Öyle ki "Google"de en çok aranan kelimeler listesine girdi. Erdoğan, kullandığı kavram ile "insanın salt iktisadi menfaatler üzerine kullanılmayacağını" söylemek istedi. Felsefi tartışmalar sonucu ortaya çıkan "homoekonomikus" kavramının geçmişi 17'nci yüzyıla dayanıyor ve "kendisini her koşulda maksimum fayda sağlayan seçeneği tercih eden, hep rasyonel davranan ve kendi çıkarlarını düşünmesi gereken iktisadi insan modeli" anlamını taşıyor. Kavram aynı zamanda liberal ekonominin de temellerini atıyor.
Erdoğan, aynı konuşmada "homoekonomikus" kavramını desteklemek için "Biz insana makine gibi ham madde, sermaye gibi salt bir üretim aracı olarak bakmayız, bakamayız" ifadeleri ile "homoekonomikus" kavramını destekledi ve konuşmasının ardından salondan alkış da aldı ancak tüm siyasi hayatı boyunca konuşmasına ters uygulamaları da çalışma yaşamında hayata geçirdi.
AKP hükümeti döneminde insanı esas almayan sadece kârı esas alan neo-liberal politikalar en katı şekilde uygulamaya sokuldu. Bunların başında taşeronlaşma, özelleştirme, güvencesiz ve esnek çalışma geldi.
AKP hükümeti Türkiye siyasi tarihinde en çok özelleştirmeye imza atan hükümet oldu. Özelleştirmelerle birlikte çalışma yaşamında şartlar ağırlaştı, süreler uzatıldı, işçilerin kazanımları geriledi ve ücretler düşmeye başlayarak, insan yerine kâr marjı merkeze konuldu.
Erdoğan'ın bazı 'homoekonomikus' özellikleri
Özelleştirme politikalarını uygun olarak Erdoğan başbakanlığındaki hükümet 2003 yılında 4857 sayılı İş Kanunu yürürlülüğe soktu. İş güvencesinde "10 işçi" şartını, sermaye örgütlerinin talebiyle "30 işçi"ye çıkardı, iş güvencesi büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Yasanın ardından AKP'nin "yeni Türkiyesi"nde patronlar, 7 milyondan fazla işçiyi, canı istediği zaman, hiçbir gerekçe göstermeden işten atabilecek yetkiye sahip oldu ve işçilerin karşı dava açma hakkın dahi ortadan kalktı.
Taşeronluğu 20 binden 1 milyon 500 bine çıkardı
4857 sayılı İş Kanunu sonrası güvencesiz, esnek çalışma koşulları on binlerce işçinin yaşamını yitirmesine neden olan taşeron çalışma hayata geçti. 2002 yılında kamudaki toplam taşeron işçisi 20 bin civarında iken, 2011 yılı başı itibariyle kamuda çalışan taşeron işçi sayısının belediyelerle birlikte 300 bini aştı. Çalışma Bakanlığı'nın verilere göre ise, 2014 yılı sonu itibarıyla taşeron işçi sayısını 1 milyon 482 bin 690 oldu.
Taşeronlaşmayla birlikte AKP döneminde en az 17 bin 57 işçi, kâr odaklı çalışma nedeniyle yaşamını yitirdi. İşçilerin büyük çoğunluğu AKP hükümetinin övünç duyduğu ekonomik büyümeyi sağlayan maden ve inşaat sektöründe meydana geldi.
Türkiye tarihin en büyük iş cinayeti AKP döneminde Soma'da meydana geldi ve tüm uzman raporlarında kâr odaklı çalışmanın katliama neden olduğu ifade edildi. Türkiye iş cinayetlerinde dünyada 3'üncü, Avrupa'da 1'inci sıraya yine AKP'nin "homoekonomikus olmayan!" politikaları sonucu ulaştı.
DİSK verilerine göre de, Türkiye'de yaklaşık 12 milyon işçi açlık sınırının altında bir ücretle sadece işverenin kârı için çalışıyor.
1 Ekim 2008 tarihinde 5510 sayılı SSGSS Kanunu'na göre, emekli maaşlarının bağlanma oranları kademeli olarak düşürüldü, SSK ve Bağkur emekli maaşlarında yüzde 23 düşüş gerçekleşti. 5510 Sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile emekli yaşı kadınlar için 7, erkekler için 5 yaş artırılarak 65 yaşa çıkartıldı.
AKP tarafından 2012 yılında uygulamaya konulan 4688 Sayılı Yasa ile de kamu emekçilerinin Toplu İş Sözleşmesi hakları bir tiyatroya dönüştürülerek, fiiliyat da ellerinden alındı.
AKP hükümeti döneminde birçok alanda da insan merkezli değil kâr odaklı politikalar devreye konuldu. Dünya Ticaret Örgütü tarafından yargı ve emniyet hariç tüm kamu kurumlarının piyasaya açılmasını öngören GATS'nin en ileri aşaması uygulanmaya başlandı. "Sağlıkta Dönüşüm Programı" ile hastaneler piyasa açıldı, insan sağlığı odaklı değil "paran kadar sağlık" dönemi başladı. Sağlık yatırımlarının üçte ikisi özel sektöre yapıldı.
Yeni 'homoekonomikus' politikaları
Binlerce emekçinin ölümüne neden olan söz konusu ekonomi ve çalışma yaşamı politikalarını AKP hükümeti yeni dönemde de devam ettiriyor. Bunların en başında ise işçi sendikaları tarafından "modern kölelik" olarak adlandırılan "özel istihdam büroları" geliyor. İşçinin köle gibi alınıp satılacağı, kiralanacağı model uzmanlar tarafından tamamen sermayenin menfaatine göre hazırlanan politika olarak nitelendiriliyor. İşçi sendikaları taşeronluğun bir adım daha ötesi olan model ile birlikte iş cinayetlerinin artacağını belirtiyor.
Ayrıca, işçinin artık sermayeye karşı son kozu olan "kıdem tazminatı"nın da kaldırılacağı AKP tarafından açıklandı.
"Özel istihdam büroları"nın yasallaştıran tasarı Meclis'ten geçerken, "Homoekonomikus değiliz" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da tasarıyı imzalaması bekleniyor.
Tasarı, bir önceki Cumhurbaşkanı Gül tarafından "insan onuruna yakışmayan durumların doğmasına neden olabileceği…" gerekçesiyle reddedilmişti.
(kk/rp)

